Sayfalar

19 Ekim 2013 Cumartesi

AS Roma 2 - 0 SSC Napoli 18.10.2013

   AS Roma : De Sanctis - Maicon, Benatia, Castan, Dodo - Strootman, De Rossi, Pjanic(Gol 45+3, 71 penaltı) - Gervinho(Ljajic 52.), Totti(Borriello 33.), Florenzi(Marquinho 81.)
   SSC Napoli : Reina - Maggio, Albiol, Britos(Cannavaro 45. ve 70. dk KK), Mesto - Behrami, Gökhan İnler(83. Dzemaili) - Callejon, Hamsik, İnsigne - Pandev(Higuain 68.)
 
   Milli maçlar için verilen aradan sonra Serie A'nın 8. haftasında ligde dolu dizgin ilerleyen Roma evinde Napoli'yi konuk etti. Maçı izleyenler arasında Maradona'da vardı.
   Bu maça kadar oynadığı 7 maçta kalesinde sadece 1 gol gören Roma, yıllar sonra Juventus'un lige en iyi başlangıç rekorunu egale etmek için sahada çıktı. Oynadığı son maçta Inter'i deplasmanda 3-0 gibi çok rahat bir skorla mağlup eden Roma'da keyifler yerindeydi. Maç öncesinde teknik direktör Rudi Garcia "Eğer Napoli'ye karşı galip gelirsek şampiyonluk için ciddi bir adım atacağız." dedi. Napoli evinde Sassoulo'ya kaybettiği iki puandan sonra çabuk toparlandı ve 2 maç üst üste kazandı. Onlarda namağlup ünvanlarını devam ettirmek için sahaya çıktı.
   Maç dengeli başladı, ilk 15 dakika genel olarak orta saha mücadelesiyle geçti. Napoli kontrataklarla, Roma topa sahip olup organize ataklarla ve uzaktan attıkları şutlarla gol aradı. Totti, Pjanic ve Strootmann gibi oyuncular varken bunu denemek pek mantıksız değildi. Maggio maça çok iyi başladı sağ taraftan ileriye destek verdi. 20 dakikada Totti'nin başlattığı atakta Florenzi'nin Gervinho'yu kaleciyle karşı karşıya bıraktığı pozisyonda Gervinho sol ayağıyla çok kötü bir vuruş yaptı ve topu auta yolladı. İnter maçında da olduğu gibi Totti maça en iyi başlayan isimdi, oynadığı süre içinde savunmasına olması gerektiğinden fazla destek verdi. Ne yazık ki  30. dakikada sakatlanarak yerini Borriello'ya bıraktı. Napoli'de topa sahip olduğu bölümlerde Hamsik'in yaratıcılığı ve Callejon'a atılan uzun toplardan ümit bekledi. 35. dakikada savunmanın arkasına atılan topta Pandev De Sanctis'le karşı karşıya kaldı, önce kalecinin elinden seken gole giden topu De Rossi büyük bir azimle takip ederek kornere yolladı ve golü engelledi. İlk yarının son dakikalarına girerken Britos omzundan sakatlandı ve yerini Cannavaro'ya bıraktı. Belki de bu maçın kırılma anı oldu. 25. dakikada kaleye yaklaşık 22 metrelik bir mesafeden faul yapan Cannavaro, o serbest vuruştan gol olacağını tahmin edememişti. Totti'nin yokluğunda topun başına geçen Pjanic 45+3'te deyim yerindeyse ağlardaki örümcek ağlarını temizledi, ilk yarı bu sonuçla sona erdi.
İkinci yarının hemen başında Totti'den sonra Gervinho'da sakatlandı ve yerini Adem Ljajic'e bıraktı. Bu bölümlerde topu Napoli'ye bırakan Roma geriye yaslandı ve kaptığı toplarla hızlı ataklar yaptı. Dirençli savunma ve orta saha hattını geçemeyen Napoli, son çare olarak oyuna Higuain'i soktu. Ljajic'in oyuna girmesinden sonra oyun daha çok hareketlendi. 69. dakikada savunmada kaptığı topla rakip yarı sahada sete dönen Roma, birkaç dakika paslaştıktan sonra yine Pjanic'in düzenlediği organizyondan penaltıyı aldı. Cannavaro yine oyuna girdikten sonra ilk yarının sonunda yaptığı faul gole mal olmuştu. Ve yine öyle oldu. Topun başında yine Pjanic geldi, kaleciyi ve topu ayrı köşelere yollayarak resmen bu maç burada biter dedi. Bu golden sonra geldi gittili bir oyun olmaya başladı. 10 kişiyle yüklenen Napoli arkada büyük boşluklar verdi. Bunu gören Rudi Garcia, Marquinho'yu oyuna aldı. Son dakikalara doğru oyunun temposu çok düştü ve maçın kazananı lider Roma oldu.
   Ligde 8'de 8 yaparak şampiyonluk yolunda adım adım ilerleyen Roma, Napoli galibiyetiyle taraftarını bir kez daha mutlu etti. Bunun yanında oynanan mükemmel oyunda bütün izleyenleri mest etti. Inter maçında da olduğu gibi aynı futbolu oynayarak ve kalesini gole kapatarak (De Sanctis'in büyük payı var.) liderliğini sürdürdü. Napoli açısından bakacak olursak namağlup unvanlarını korumak için çıktıkları maçtan elleri boş dönüyorlar. Benitez'in de maç içerisindeki vücut dilinden anlaşılacağı üzere oyundan hiç memnun değildi. Tüm yaptıkları Hamsik ve Mesto'ya topu verip pozisyon üretmelerini beklemekti. Benitez'in Higuain olmayınca bu tür katı savunmalara karşı ikinci bir planı olmadığını gördük.
   Roma takımının yaptığı doğrulardan bahsedecek olursak say say bitmez. Maicon'un hücuma ne kadar katkı sağladığı mı, De Rossi maç içinde hem stoper hemde ortasaha gibi oynaması mı yoksa Florenzi ve Gervinho'nun etkili kanat organizasyonları mı? Sezon başında geldiğinden beri sakat olan Maicon'un takıma dönüşü çok bariz belli oldu bu maçta. Sağ taraftan yaptığı akıl almaz dribblingler, çok kolay adam eksiltmeleri onun ne kadar kaliteli olduğunu bir kez daha kanıtladı. Strootman, De Rossi ve Pjanic 3'lüsüne ayrı bir paragraf açmak lazım. Tamamen hatasız bir maç oynadılar. İnanılmaz özverili oynadı hepsi. aynı dakika içerisinde rakip cezasahasında olan Strootman yine aynı dakikada kendi cezasahası çevresinde oluyor. Bu 3 oyuncununda "Box-to-Box" diye tabir ettiğimiz türden oyuncular olması Roma'yı her yönden çok rahatlatıyor adeta sigorta gibi. Son olarak Gervinho ve Florenzi'nin oyuna olan etkinliğinden söz etmeliyim.
Oyunda kaldığı süre içersinde Gervinho savunmayı perişan etti, birde gol pozisyonuna girdi ama farklı auta gitti şutu. Florenzi henüz 22 yaşında, hafta içinde Ermenistan'la oynanan maçta ilk milli golünü attı. Maicon'la sanki yıllardır beraber oynuyor gibi iyi anlaşıyorlar ve bireysel olarak çok yetenekli bir oyuncu.
   Napoli'de birkaç oyuncu dışında diğer oyuncular vasatı aşamadı. Maça iyi başlayan Maggio ikinci yarıda sahada hiç yoktu, Mesto'yu sürekli rakip yarı sahada gördük. Takımın kaptanı Hamsik, topla buluşabilmek için hep orta sahaya hatta savunmaya doğru yöneldi, oyun içinde hatırlanacak bir hareketi yoktu, bu maçta vasatın altında kaldı. Tabi birde Cannavaro var ki maçın skoru belki de Pjanic'ten daha çok etkiledi. Yediği iki sarı kartta da takımı kalesinde golü gördü, gördüğü kırmızı kartla bir sonraki haftada takımını yalnız bırakacak.
   Görevinin ilk yılında, Roma'nın 13 yıldır hasreti olduğu Serie A'yı kazanmak için bu kez çok iddialı Rudi Garcia. İlk sekiz maçında puan kaybetmeden hatta ve hatta kalesinde tek bir gol görerek, şampiyonluğun en güçlü adayı olan Juventus'un bu hafta deplasmanda Fiorentina''yla oynadığı maçtan bir puan kaybı bekleyecekler. Napoli'nin bu maçtaki yenilgiye rağmen kadro kalitesiyle onlarda şampiyonluk kovalacayak. Ama şuan itibari ile ligin ve hatta Avrupa'nın en formda takımı Roma. Bu sezon Serie A'daki şampiyonluk yarışı çok kızgın olacak gibi gözüküyor.

   Maçın adamı: Buraya tek bir oyuncu yazmak oldukça zor ama skor hanesine adını iki kez yazdıran Pjanic'i yazarsak bir sorun olmaz sanırım.

   Kırılma anı: Berabere giden maçta ilk yarının son saniyelerinde frikikten gelen gol.
   Hayal kırıklığı: Paolo Cannavaro

   -------> Maç Özeti


 

16 Ekim 2013 Çarşamba

Türkiye 0 - 2 Hollanda 15.10.2013

   Abdullah Avcı'nın istifası, Fatih Terim'in tekrar göreve getirilmesi ve ardından alınan peş peşe 3 galibiyet. Grupta hiç şansı gözükmeyen Milli Takımımız teknik direktör değişikliği sonrasındaki aldığı ivmeyle Hollanda maçına mucizeyi yaratmak için çıktı. Ancak ne yazık ki onlarında çok formda bir zamanına denk geldik. 4 Gün önce oynadıkları Macaristan'a 8 atarak bize de inceden(!) mesajı yolladılar.
  Karşılaşmanın 11'lerine baktığımızda bizim tarafımızda biri zorunlu 2 değişiklik vardı. Muhtemelen Robben'e önlem almak için olacak ki Töre'nin yerine Olcan'ı oynatarak daha defansif bir kanat kullandı Terim. Sarı kart cezalısı Caner ise en formda ve en lazım olduğu zamanda takımını yalnız bıraktı. Hollanda kadrosundaki en belirgin değişiklik Strootmann'ın olmayışı gibi gözüküyordu. Ama Clasie onu bu maçta hiç aratmadı.
   Karşılaşmaya etkili başlayan Hollanda golü çok erken ve hiç beklenmedik bir şekilde buldu. Gereksiz bir faulün ardından Robben'in orta keserek attığı gol henüz başlangıçta moralleri bozdu. Golden sonraki 15 dakikada iki takımda karşılıklı birkaç pozisyon buldu. 25. dakikadan ilk yarının sonuna kadar var gücüyle saldıran milli takım çok kez önemli pozisyonları harcadı. Üst üste kullanılan kornerler, Arda'nın etkinliğinin artması orta sahada kazanılan toplarla çok önemli pozisyonlar bulduk. Bir iki kontra haricinde de pozisyon vermedik. Hasan Ali'nin çizgiden kestiği ortada Umut golü atamadı ama ileride çoğalma konusundaki bir artımızı görmüş olduk. Sol bek çizgiden orta açarken ters tarafta ceza sahasına giren sağ bek Gökhan'dı. Hollanda'nın sol açığı Lens bugün gerçekten harika bir oyun oynadı. Son zamanlarda Ribery'den görmeye alıştığımız savunma-hücum bağını çok iyi kurdu ve Arda'nın bir pozisyonunda mutlak golü engelledi. Bulduğumuz pozisyoları gole çeviremeyince soyunma odasına 1-0 geride gittik.
   İkinci yarıya çok etkisiz olmasından dolayı olacak ki Van Persie yerine Fenerbahçeli Kuyt'ı oyuna alındı. Fatih Terim bu değişikliğe ikinci yarının başında yanıt vermedi.
   Taraftarı arkasına alarak ikinci yarıya istekli başlayan Milli takım, Sneijder-Kuyt iş birliğiyle gelen gol tüm oyun planımızı bozdu ve dağıldık. Sneijder'in ilk yarıda oynadığı oyun ve pozisyonlarla gol atacağının sinyallerini vermişti zaten. Gol vuruşu da eski günlerini hatırlatır cinstendi. Goldeki en önemli hata Semih'in kademede bekleyip takım arkadaşı Sneijder'e yeterince yakın oynamamasıydı. Geride kalınca tek hareketle oyundan düştü. Golden sonra iyice dağılan milli takımımız bilinçsiz ataklar yapmaya çalıştı. Hollanda topu ayağına aldı kendi çaldı kendi oynadı. Orta sahada sayıca üstünlüğün farkını sahaya yansıttılar. Fatih Hoca'nın orta sahanın gerisinde basma planı hiç işlemedi. Orta yuvarlaktan Fer ve Clasie'nin yaptığı servislerle kanatlar çok iyi beslendi.
   Fatih Terim Gökhan Töre hamlesinde geç kaldı gibi gözükebilir ama ikinci yarının hemen başında yenilen gol planları bozdu. 56. dakikada yaptığı değişikliklerle oyuna biraz ortak olduk. Olcay son tercihleri iyi kullanamamasına karşın sol kanada hareketlilik getirdi. Töre girince Gönül'ün de etkisi arttı ilk yarıya göre. Daha sonra da Cenk'i oyunu olarak hücumda sayıca gözle görülür bir artış gösterdik pozisyonlar bulduk ama şutların kaleye gitmesine savunma izin vermedi. Maçın kalan kısmında orta sahalar boşaldı hızlı ataklar sıklaştı. İki takımda bitirici vuruşlar yapamadı.
   Maçı ve Dünya kupası umutlarımız bu maçla beraber suya düştü. Hollanda ise Dünya Kupasında seri başı olma şansı arttı..
   Bu maçta özellikle değinmek istediğim oyuncu Wesley Sneijder. Sezona Galatasaray'daki hazırlık maçlarındaki süper bir performansla başladı. Ama ligde kendini gösteremedi. Van Gaal'in onunla ilgili açıklamaları onu hırslandırmış olmalı ki bugün gösterdiği performansla sahada en çok yaratan oyuncuydu. Takımının tüm hücum organizasyonlarını o gerçekleştirdi. Ayağına gelen hiçbir topu ezmedi ve maçın kırılma noktası olan 2. golü atarak Türkiye adına fişi çekti. Mancini'nin gelişiyle kulübünde de takımdaki yeri olum anlamda değişecektir. Formunu tam anlamıyla yakaladığında biliyoruz ki neredeyse "tek başına" Brezilya'yı bile eleyebilir.
   Milli takımımız Fatih Terim geldikten sonra iyi bir hava yakaladı. Bu turnuvayı zaten Abdullah Avcı döneminde kaybetmişti Türkiye. Son zamanlardaki turnuvaları ıskalama geleneğimiz devam etti ve yine bir sonraki turnuvaya diyerek geçiştiriyoruz. Bugün Türkiye'nin oyununundan söz etmek istiyorum. Öncelikle Volkan'ın yerine Tolga veya Onur'un geçmesi herkes için daha iyi olacaktır. Savunmamızın yavaş yavaş oturduğunu düşünüyorum ancak bir Caner'in eksikliğinin de bu kadar çok hissedilmemesi lazım. Arda'nın önderliğindeki orta saha emin ellerde. En bariz eksikliği forvet. Bu da maç içinde teknik direktörü çok zorluyor hamle anlamında. Eksikler tamamlandığı zaman daha geniş ve oturmuş bir kadroyla, bir sonraki turnuvaya...

   Maçın adamı: Wesley Sneijder
   Kırılma anı: 47. Dakikada gelen Sneijder'in golü
   Hayal kırıklığı: Selçuk İnan ve Burak Yılmaz

   -------> Maçın Özeti

12 Ekim 2013 Cumartesi

Portekiz 1 - 1 İsrail 11.10.2013

   Brezilya 2014 yolunda E grubu mücadelesinde Portekiz evinde İsrail'i ağırladığı maçta 1-1'lik skorla bir puana razı oldu.
   Maç öncesinde Meireles ve Bruno Alves'in eksikliği konuşulsa da, Ronaldo'nun varlığı bütün eksileri kapatacak güçtü bir faktördü. Portekiz maça hızlı başladı, ilk 10 dakika geçildiğinde net gol pozisyonu olmasa bile birçok atak organizasyonu yaptı. Özelikle kanatları etkili olarak kullanan Portekiz takımı, kanat oyuncuları ve beklerin bindirmeleriyle birçok orta denedi. Topa sahip olan, rakibine üstünlüğüne kabul ettiren taraf olan Portekiz, 27. dakikada golü Ricardo Costa ile buldu(Önce Pepe olarak gösterilen gol sonradan Ricardo Costa'ya yazıldı). Yine derin bir ortadan gelen pasla arka direkteki Ricardo Costa düzgün bir vuruşla topu ağlara gönderdi.
   İlk yarı sonuna dek Portekiz çok baskı yapmasa da, topu ayağında tutmayı bildi ve birçok hücum organizasyonu denedi. Birkaç kez sağ kanattan ve uzun toplarla pozisyon arayan İsrail çok varlık gösteremedi. İkinci yarıya konuk İsrail takımı oldukça önde başladı. Savunma çizgilerini neredeyse orta sahaya kadar çekip, topu Portekiz yarı sahasında oynadılar, ancak bu 10 dakikalık süreçte golü bulamadılar. Takip eden dakikalarda topa sahip olan taraf yine Portekiz'di. İlk goldekine benzer bir ortada topu kafayla ağlara gönderen Hugo Almeida'nın golü ofsayt gerekçesiyle sayılmadı. Portekiz ortadan atak yapmakta zorlandıkça kanatlara döndü ve birçok orta organizasyonu, seken toplardan gelen birçok korner fırsatı yakaladı. İsrail takımı kapalı oyunuyla skoru uzun süre 1-0'da tuttu ve dakika 84'te Ben Basat kalecinin resmen "hediye" ettiği bir topla, bu hatayı değerlendirerek eşitliği sağladı. Kalan dakikalarda baskı kurmaya çalışan Portekiz golü bulamadı. 90. dakikada Ronaldo'nun 18-19 metreden kullandığı frikik taraftarı heyecanlandırsa da Ronaldo gol hanesine adını yazdıramadı. Bu sonuçta Portekiz liderlik şansını mucizelere bıraktı. Bir sonraki maçta Rusya'nın farklı yeniliğ, Portekiz'in farklı kazanması gerekiyor, ancak bu da mümkün gözünmüyor.
   Portekiz'in puan kaybına rağmen artılarına gelince; maç boyunca sabırlı, organize bir şekilde futbol oynayan Portekiz'in oyun mentalitesini olumlu buldum. Oyuncular başıboş oynamıyorlar. Savunmanın ortasında Ricardo Costa ve Pepe, Bruno Alves'in yokluğuna rağmen neredeyse katasız oynadılar. Bekler Antunes ve Almeida sık sık ileri çıkıp kanat oyuncularına destek oldular, çoğu pozisyonda da ortaları bu oyuncular açtı. Orta sahada, oyundan çıkana dek Veloso iyi bir oyun sergiledi. Pepe ile birlikte oyun kurma görevi ona düştü bu maçta. Diğer ortasaha oyuncuları Joao Moutinho ve Ruben Michael birkaç pozisyon üretmeleri dışında vasatı aşamadı. Takım olarak genel problem, topu ortadan taşıyamamak, Ronaldo'yu besleyememek ve kenel olarak Ronaldo'yu kullanamamak oldu. Takımın organize olması ve bilinçli oynaması güzel ama elinizde Ronaldo gibi bir koz varken onun üstünden oynamak da çok kötü bir fikir olmasa gerek. Ronaldo çok çabaladı, çok koşu yaptı ama istediği pasları alamadı. Birçok atak organizasyonunda takım arkadaşları pas tercihlerini ondan yana kullanmadılar(kasıtlı vermediler anlamına gelmesin) ve katı İsrail savunmasının arasında Ronaldo kayboldu.Birkaç kontratak pozisyonunda hızıyla etkili olmaya çalışsa da, Ronaldo da vasatı aşamadı. Nani ve Almeida'ya gelince, Almeida görevini yerine getirmeye çalıştı, savunmayla iç içe oynadı, topları indirmeye ve arkası dönük oynamaya çalıştı, yandan gelen ortalara birkaç kez iyi yükselse de golü bulamadı. Bir pozisyonda golü buldu ama onda da ofsayta takıldı. Nani ise gecenin hayal kırıklığı oldu. Kanat organizasyonlarında orta açmak yerine topla oynamayı tercih etti. Ne takıma verimli paslar verebildi, ne de bireysel yetenekleriyle fark yarattı. Sağ kanatta adeta kayboldu, ayağına gelen topları da cömertçe harcadı. Son dakikalarda rölantide giden maçta Portekiz takımı kalecisi Rui Patricio yaptığı büyük pas hatasıyla İsrail'e bir puanı kendi elleriyle verdi.
   Portekiz takımı ortasahanın ortasında dikine gidebilecek bir  oyuncunun eksikliğini aradı. Zaman zaman Veloso, zaman zaman moutinho'yla pozisyon üretmeye çalışsa da, iki oyuncu da defansif oynayan İsrail takımının safları arasında kayboldu. Meireles'in varlığı muhtemelen orta sahada olumlu bir etki yapacaktır. Portekiz'in çok üst düzey olmasa bile iyi ve yeterli bir takımı var Buna rağmen özellikle skor üretmekte zorlandıları maçlarda mentalitelerini biraz değiştiriğ iyice Ronaldo üstünden oynamalılar. Bu maçta hiç etkili pozisyona giremeyen Ronaldo'nun neleri değiştirebileceğini hepimiz biliyoruz. Bugün hayak kırıklığı yaratsa da, Portekiz eksiklerini giderip, formda bir Ronaldo'yla Brezilya'ya gidip kupanın iddialı ekiplerinden biri olacak güçte.

   Hayal kırıklığı: Nani

   -------> Maçın Özeti

7 Ekim 2013 Pazartesi

Juventus 3 - 2 AC Milan 06.10.2013

   İtalya'nın gerçek derbisinde Juventus Arena'da Juventus ve Milan buluştu. Çarşamba günü Şampiyonlar liginde Galatasaray'a kaptırılan 2 puandan sonra Juventus'un mutlak bir galibiyete ihtiyacı vardı. Milan cephesinde de sezon başından beri süre gelen sakatlar kervanı bugünde oldukça dolgundu. İlk maçında sakatlanan Kaka, Ajax maçında sakatlanan Balotelli, Pazzini ve El Sharaawy. Bu derbiye en azından 1 puanı almak hedefiyle çıktılar sahaya.
   Sahaya sürülen 11'lerde en çok şaşırdığım tercih Pogba'nın kadroda olmayışıydı son Galatasaray maçında takımının en iyilerindendi. Buna karşılık Allegri, elindeki kadronun en iyisini sahaya sürdü.
  Santrayla beraber ani bir baskı yapan Milan, Juventus'un da konsantrasyon kaybından yararlanarak henüz 18. saniye iyi bir organizasyon sonucu Muntari ile 1-0 öne geçti. Ancak Milan takımı maçın devamında bu performanstan oldukça uzak kaldı. İlerdeki topları kullanamayışını oyun kurucu eksikliğine bağlıyorum. Dakika 10 civarında Juventus baskıyı arttırdı, direkt kaleye akınlar gerçekleştirdi. 14. dakikada Tevez'in yayın hemen üzerinde aldığı faul, Milan'a çok pahalıya patladı. Yıllardır oynadığı takıma karşı enfes bir frikik golü attı Pirlo.
  Bu sezon çoğu Milan'ın çoğu maçında olduğu gibi ilk yarı eşitlikle sonuçlandı. İkinci yarı başlarken iki teknik adamda değişiklik yapmadan devam etti.
  İkinci yarının 10 dakikasında Conte, bu maçta vasatı aşamayan Padoin'in yerine son haftaların formda ismi Pogba'yı sahaya sürdü. Oyunu yavaş yavaş hareketlendiren Pogba, Tevez ve Pirlo üçlüsü rakibi kendi sahasına hapsetti. Juventus skoru bulamayınca bulduğu pozisyonları kolayca harcayan Quagliarella çıktı ve yerine Atom Karınca Giovinco girdi. Girmesiyle beraber yakaladığı ilk pozisyonda Milan savunmasını süründürerek golü attı. Milan ikinci yarıda hiçbir etkili hücum organiyasyonu yapamadı. Belki de Emmanuelson'u oyuna alıp kanat organizasyonları yapmayı deneyebilirdi ama geriye de düştükten sonra pek şansı kalmadı zaten. Oyunu domine eden Juventus topu çok rakip yarı sahada çok rahat kullandı. Hele ki birde Pirlo'ya sahip olunca Milan'a hiçbir şans vermediler. Oyunu soğutması, paslarındaki isabet ve takıma yaptığı liderlik maçı kazandırdı desek yerinde olur. Dakika 75 olduğunda topun başında yine Pirlo vardı. Frikikte tam çataldan oyuna dönen topu Chiellini tamamladı. Taraftarların Pirlo tezahüratları eşliğinde maçı bitiriyordu Juventus.
   Dakia 90'da yine bu sezon klasikleşen son dakika golünü atan Muntari son dakikalarda takımına umut verse de tecrübesiyle 3 puanı hanesine yazdırdı Juventus.
   7 hafta sonunda 8 puan alan Milan çok zorlu bir dönemden geçiyor. Sakatların dönmesiyle tekrar yukarılara çıkacaklardır. Juventus için Roma'nın puan kaybı yapmadan geçtiği haftada puan kaybetmemek çok önemliydi. Bu sonuçla birlikte Conte yine kendi sahasında Allegri'ye geçit vermemiş oldu.

   Maçın Adamı: Pirlo, Dün Totti'nin gösterdiği performanstan sonra bugünde Pirlo takımına galibiyeti getirdi. Bu tip bir oyuncuyu bu seviyede izlemek çok büyük bir zevk!
   Kırılma Anı: Pogba'nın oyuna girmesi ve Mexes'in çok gereksiz kırmızı kartı
   Hayal Kırıklığı: Matri. Eski takımına karşı çok etkisiz kaldı. Juventus savunması hiç zorlayamadı.

   -----------> Maç Özeti

6 Ekim 2013 Pazar

Internazionale 0 - 3 AS Roma 05.10.2013

   7. Haftada Inter Giuseppe Meazza'da Avrupa'nın en formda takımlarından Roma'yı ağırladı. Rekabetteki son yıllarda Roma üstülüğü ve form grafiklerine bakıldığında maç öncesi favori Roma'ydı.
   Inter taraftarını da arkasına alarak maça hızlı başladı. Topa sahip olup kısa paslarla Roma takımını yormaya çalıştılar. Ancak bunu yapabilecek kadar hızlı top çeviremediler ve Roma'nın 2. bölgedeki presi inanılmaz iyiydi. 37'lik Totti belki de sahada olduğu sürede en çok koşan oyunculardan biriydi. Sabırlı oynayan Roma kontrataklarla gol bulmaya odaklanarak oynadı. Henüz ikinci atağında ceza sahasına bile girmeden Gervinho'nun getirdiği topla yay civarında topla buluşan Totti, kontrol bile etmeden kaleye adeta bir mermi gibi vurdu ve eşitliği bozdu. Aynı oyununa devam eden Inter golün ardından baskısını sürdürürken, Guarin'in muhteşem şutuna bu kez direk izin vermedi. Gervinho ve Florenzi'nin kapılan toplardan sonraki ani dribblingleri ile Inter savunması çok yıprandı. Öyle ki dakikalar 40'ı gösterdiğinde Gervinho cezansahası içerisinde yerde kaldı hakem penaltı noktasını gösterdi. Topun başına "O" geldiğinde gol olacağından kimsenin şüphesi yoktu ki lig tarihindeki 230. golüne imzasını attı Totti.
   Maçın kırılma noktası ise devre arasına bir dakika varken Roma'nın 4'e 4 geldiği pozisyon oldu. Strootman'ın pasında sağ çaprazda topla buluşan Florenzi düzgün bir vuruşla topu köşeden ağlara gönderdi. İlk yarının en etkisiz iki ismi kesinlikle Jesus ve Pereira'ydı. Sahada sadece gölgeleri vardı sanki.
   İkinci yarıya Icardi'yi oyuna alarak başladı Mazzari. Ama bu da Roma savunmasını açmaya yetmedi. 3 puanı cepte gören Roma, kendini çok zorlamadan maçın temposunu yavaşlattı. 71. dakikada Ranocchia'nın golü ofsayta takıldı. Inter kalan dakikalarda baskıyı arttırsa da golü bulamadı ve kendi evinde mağlup oldu.
   Sezona fırtına gibi giren Roma 7'de 7 yapmasının yanında kalesinde sadece "1" gol gördü. Bu galibiyetle beraber diğer şampiyonluk adayları olan Juventus ve Napoli'ye mesaj gönderdi.
   Inter ise taraftarını üzmeye devam etti. 7 gollü Sassoulo galibiyetinden sonra geriden gelerek kazandıkları Fiorentina maçlarında aldıkları 6 puanla taraftarını arkasına aldı. Ama bu maçla beraber son iki haftada sadece 1 puanı hanesine yazdırabildiler. Mazzari'nin koltuğu sallantıda.

   Maçın Adamı: Francesco Totti, Roma forması ile ligde attığı tam 230. golü attı bugün. Sahada sarf ettiği eforla adeta genç oyunculara nazire yaptı. Attığı iki golle maçın adamı olmayı fazlasıyla hakediyor!
   Hayal Kırıklığı: Rodrigo Palacio, sahada neredeyse hiç yoktu. Cassano'nun gidişinden sonra ondan olan beklentilerde arttı. Bugün performansı tam bir hayal kırıklığı.
   Kırılma Anı: İlk yarının bitimine sadece bir dakika varken yenilen gol Inter'in umutlarını alıp götürdü.

Levante 2 - 3 Real Madrid 05.10.2013

   Geçtiğimiz hafta sonu evinde ezeli rakibine kaybettiği maçtan sonra mutlak galibiyete ihtiyacı olduğu bir maça çıktı Real Madrid. Bu maçta da geçen seneki deplasman fobisinin hala devam ettiğini ve Levante'nin sahaya galibiyet parolasıyla çıktığını gördük.
  Real Madrid'de sakat olan Bale ve Alonso bu maçın kadrosunda yine yer almadı. Ancelotti'nin ilk 11 tercihleri yine çok tartışacak cinstendi. Kopenhag'a karşı muhteşem bir oyun ortaya koyan Marcelo yerine Coentrao'nun sahada olması oldukça şaşırtıcıydı. Aynı şekilde Carvajal yerine Arbeloa.
  İlk dakikalar karşılık fauller sebebiyle oldukça sık durdu. Oyunun başlarından itibaren dağınık oynayan iki takım kameramanı oldukça çok yordu ilk yarıda. Real Madrid yine bu maçtada oyun kurucu eksikliğini çok büyük hissetti. Mesut'tan sonra alınan Isco tam olarak o bölgenin oyuncusu değil. Ronaldo ve Benzema'yı besleyen oyuncu olmayınca bu ikili oldukça etkisiz kaldı. Hücumda birlik olmadığı gibi savunmada da oldukça büyük boşluklar oluştu. Diawara, savunmanın arkasına yaptığı koşularla Varane'yi yıprattı. Ilk yarının sonlarında Real Madrid bastırsa da golsüz eşitlikle ilk yarı sona erdi.
   Oyunu kendi istediği sürdüren Levante ikinci yarının ilk 10 dakikasında Real Madrid'in kalesine gönderdi. Hızlı gelişen atakta Diawara takımını 1-0 öne geçirdi. Golden hemen sonra ileri çok adamla yerleşen Madrid, Marcelo'nun da oyuna girmesiyle daha dominant bir futbol sergilemeye başladı. Birkaç dakika içinde Ramos'un artık klasikleşen kafa golüyle eşitlik sağlandı ve Isco yerine Morata oyuna dahil oldu. Karşılaşmada sonra dakikalara girilirken Lopez ve savunmanın hatasıyla El-Zhar tekrar takımını öne geçirdi. Sonradan oyuna giren Morata cezasahasında kendini unutturunca Real Madrid'in ruhu tekrar canlandı. Dakikalar artık 90+4'ü gösterirken takımın SüperStarı ipleri eline aldı ve takıma 3 puanı getiren golü ağlara gönderdi. 
   Levante'nin dikkat çekici olan isimleri El-Zhar ve Diawara oldu. Takımlarına puan getiremeseler bile sonraki maçlar için taraftarlarına mesaj gönderdiler. Son 5 haftada alınan 6 puan onları orta sıralarda tutmak için yeterli oldu. Önümüzdeki hafta Celta Vigo deplasmanında alınacak puanlar onlar için çok önemli. 
  Real Madrid Mesut'u ve Alonso'yu hala mumla arıyor. Hücum organizasyonlarındaki düzensizlik gol sıkıntısını oluşturuyor. Sergio Ramos'un insanüstü performansını da es geçmek istemiyorum. Geriye düştükten sonra savunmadaki tek adam oldu, takımını tekrar ateşleyen golü attı. Bir savunma oyuncusundan daha fazlasını isteyebilir miyiz? 
  Son dakikadaki Ronaldo mucizesi olmasaydı Ancelotti'nin buradaki geleceği tehlikeye girer miydi bilmiyorum ama Alonso geri dönünce takımın tekrar bir makine düzenine gireceğini görebiliyorum. Milli maçlardan sonra Malaga, Barcelona ve iki Juventus maçıyla zorlu bir döneme girecek Real Madrid'de neler olacağını hep birlikte göreceğiz.


   Maçın Adamı: Sergio Ramos
   Hayal Kırıklığı: Fabio Coentrao

Bayer 04 Leverkusen 1 - 1 Bayern München 05.10.2013

   Maçtan yaklaşık bir saat önce Dortmund'un Gladbach deplasmanında puan kaybetmesiyle beraber iki takımında haftayı lider kapatma şansı bulunuyordu. Maça Bayern'i geçen sene ligde devirebilen takım unvanı ile çıktı Leverkusen. Bayern ise hafta arasında City galibiyetinden verdiği moralle sahaya çıktı.
   Maçın hemen başlarında topu ve oyunun hakimiyetini eline alan taraf tahmin edebileceğiniz gibi Bayern'di. Thiago ve Martinez'in sakatlıklarından dolayı önlibero oynattığı Lahm sayesinde ortasahadaki pas yüzdesi arttı ve savunmadan çıkarken takımını rahatlattı. Leverkusen topu rakibine bırakıp geri yaslandı ve hızlı çıkışlarla gol aradı.
   Robben'i bu maçta kenarda başlatan Guardiola formayı Shakiri'ye verdi. Rafinha-Shakiri kanadından istediği verimi alamayınca ağırlıklı olarak soldan yüklendiler. Ribery'nin özel çabaları ve Alaba'nın inanılmaz hücum gücü ile birleşince Leverkusen sağ kanadı yol geçen hanına döndü. Müller'in kaçırdığı iki net pozisyon sonrası resmen gol geliyorum dedi. Dakika 30'u gösterdiğinde perdeyi Kroos açtı. Ribery'nin muhteşem çalımlarından sonra adeta Kroos'a "al da at dedi." Ancak sevinci çok sürmedi Bayern'in. Daha bir dakika dolmadan Sidney Sam'in açtığı ortada Neuer'in "Petr Cech hatası" yaparak golün hazırlayıcısı oldu. 10 kişi ile kendi ceza sahası çevresinde yoğunlaşan Leverkusen ilk yarıda başka pozisyon vermedi.
   İkinci yarı da ilk yarının bir kopyası gibiydi. İlerde tek başına Boateng ve Dante ile mücadele eden Kiessling bir kez daha ne kadar çalışkan bir forvet olduğunu kanıtladı. Leno'nun gayretleri sayesinde kalesini gole kapatan Leverkusen, kapılan topları Sam ve Kiessling'e aktarmaya çalışarak bir yandan golü kolladı.
Guardiola'nın Robben hamlesi çok geç geldi. Bu hamleden sonra oyuna hareketlilik kattı buna karşılık olarak Sami Hyppia'nın Son Heung-Min hamlesi bir tehdit niteliğindeydi. Götze ve Mandzukic değişiklikleri beklenen katkıyı veremedi. Son dakikalarda tüm oyuncularıyla yüklenen Bayern, 90+1'de Son'un tek kişilik resitali ile elindeki 1 puanı da kaybedebilirdi.
   Bu sonuçla Leverkusen, Dortmund'la puanlarını eşitlerken, Bayern ait olduğu liderlik koltuğuna tekrar oturdu. Bakalım önümüzdeki haftalarda onları oradan indirecek bir güç çıkacak mı? Ama Guardiola bugün yaptığı gibi tarzının dışına hiç çıkmazsa 3 puan yerine 1 puan alacağı çok hafta olacaktır.

   Maçın Adamı: Sidney Sam
   Hayal kırıklığı: Thomas Müller
   

   Maçın golleri